Bugün Riva Vakfı binalarının da içinde bulunduğu, bir zamanlar “deniz üstünde Balat” ve “yüzen Balat” olarak anılan Karabaş, Balat’ın en yoksul ailelerinin yaşadığı mahallelerinden biriydi. Mahallede yaygın meslek dalları arasında sokak satıcılığı, hamallık ve kayıkçılık vardı. Karabaş, Haliç yoluyla İstanbul’un diğer bölgeleriyle iletişimini sağlayan iskelelere ev sahipliği yapardı. Balat’ta 1894 yılındaki büyük deprem ve sık sık çıkan yangınlardan sonra birçok yapı yok olmuştur. En son 1984-1986 yılları arasında yapılan Haliç temizleme ve düzenleme çalışmaları sırasında eski Balat’ın sahil kesimi ortadan kaldırılmıştır.

Balat, 1985 yılında UNESCO’nun Dünya Kültür ve Doğa Mirası’nı Koruma Sözleşmesi çerçevesinde Fener semtiyle birlikte Rehabilitasyon Projesi kapsamına dahil olmuştur. Bu proje çerçevesinde yaşam koşullarının değiştirilerek Balat’ın daha iyi bir semt olarak varlığını devam ettirmesi hedeflenmektedir: UNESCO projesine destek olarak Riva Vakfı’nın restorasyon projeleri arasında yer alan Balat Opal, Balat Ametist ve Balat Kuvars, semte getirecekleri enerjiyle Balat’ı İstanbul’un kemikleşmiş kültür sanat haritasının dışına çıkarmayı ve sanat/tasarım eğitimi ile kültürel etkinliklerin alternatif merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlamaktadır.

Vakıf Binalarımızdan daha fazla fotoğraf görmek için tıklayınız;
Balat Opal
Balat Kuvars

Kısa Balat Tarihçesi

Balat, tarihi yarımadada Fener’le Ayvansaray arasında yer alır ve adını Rumca ‘saray’ anlamına gelen ‘palatiyon’ kelimesinden alır. Balat, bu bölgedeki Haliç kıyısıyla tarihi İstanbul surlarının arkasında uzanan Eğrikapı tarafındaki tepelik bölgeyi içerir. Romaniyot denilen Bizans Yahudileri, 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet tarafından Macaristan’dan İstanbul’a davet edilen Aşkenazlar ile 16. yüzyılda II. Bayezid tarafından İspanya ve Portekiz’den davet edilen Sefaradlar zamanla karışırlar. Yine Fatih Sultan Mehmet sayesinde şehre yeni gelen Türkler (Kaynaklara göre Balat ve Fener, İstanbul’da oluşan ilk Türk mahalleleri arasında geçmektedir) ve Bizans’tan kalan Rumlar da Yahudiler ile birlikte yaşamaya başlarlar. Daha sonra ülkenin çeşitli yerlerinden getirtilen Ermeniler ve diğer değişik cemaatler de Yahudi cemaatine katılırlar.

Balat semtlerinde yerleşim dokusunun bir kısmı 2-3 katlı tuğla veya taştan yapılmış kagir binalardan oluşmaktadır. Diğer ahşap yapıların kat yükseklikleri ise genellikle 3 + çekme kat şeklindedir. Bazılarında birçok yoksul Yahudi ailenin bir arada yaşamış olduğu bu binalara yahudhane adı verilirdi. Balat, ağırlıklı olarak Yahudi mahallesi olmakla birlikte Osmanlı toplumunun başlıca etnik ve dini binalarının birbirine çok yakın kurulu olduğu İstanbul semtlerinden biridir. Semtte yer alan diğer anıtsal yapılar ise Yanbol Sinagogu, Balat’ın ve İstanbul’un en önemli sinagoglarından Ahrida Sinagogu, Surp Hreşdagabet Gregoryen Kilisesi ve Or-Ahayim Musevi Hastanesi’dir. Bugün Balat Hastanesi olarak tanınan Or-Ahayim, 1886’dan beri hizmet vermektedir. Ayios Ortodoks Kilisesi, Tahta Minare Camii ve Hamamı, Çarşı Hamamı, Kasturya Sinagogu, Balat İskele Cami, Draman Camii ve Ferruh Kethüda Camii (En ilginç özelliği eskiden Balat mahkemesinin buranın avlusunda kurulmuş olmasıdır) de önemli yapıtlar arasındadır.

Riva Vakfı binalarının da içinde bulunduğu Karabaş Mahallesi, Balat’ın Ayvansaray sınırında yer alır. Ayvansaray, nüfusu karışık olmak üzere bir Türk mahallesidir. İstanbul’un Araplar tarafından kuşatıldığı dönemde surlar önünde şehit olduğu söylenen sahabe mezarlarının burada olması sebebiyle Müslümanlarca da önemli bir semt halini alır. Yine bu semtte, eskiden kilise olan Atik Mustafa Paşa Camii de yer alır. Mimar Sinan döneminin eseri olduğu söylenen İvaz Efendi Camii ise Haliç boyunca görülen en “anıtsal” Türk yapısıdır ve Osmanlı’da başka örneği olmayan bir mimariye sahiptir. En parlak dönemini 17. yüzyılda yaşayan Balat’ta, iskeleye her türlü yük gemisinin yanaşabildiği söylenmekte ama yine de Balat’tan bakımsız, karanlık, nemli bir semt olarak bahsedilmektedir. Sık sık tekrar eden büyük yangınlar sebebiyle kentsel doku sürekli değişime uğramış, ortaya yeniden yapılaşan yerleşim alanları çıkmıştır. Tarihi haritalara bakıldığında sahil ve sahile yakın suriçi kesiminde düzenli bir yerleşim görülür. Tepelik olan Kasturya Bölgesi’ne çıkıldığında ise daha geleneksel bir doku ve bol yeşil alan gözlemlenmektedir. Balat’ta önemli bölgeler ise şöyle sıralanabilir: Dış Balat, Tahta Minare, Karabaş, Dubek, İç Balat, Kasturya, İstipol ve Lonca Mahallesi.

18. ve 19. yüzyılda, özellikle kapitülasyonlardan sonra, Haliç’te ticari canlılığın sönmesi ve ardı ardına çıkan yangınlar, Kuzguncuk, Galata ve Pera’nın daha nitelikli yerleşme alanları olarak ortaya çıkmasının önemli sebepleri arasındadır. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Haliç kıyılarına önce devlet fabrikaları ardından da her türlü atölye, imalathane ve mezbahanın gelmesi semtin karakterini oldukça değiştirmiştir. Balat’ta sık çıkan yangınlardan sonra iskele çevresindeki imalathaneler, ahşap depolar, kereste dükkanları ve değirmen gibi yapılar, suriçindeki sinagog, camii, hamam gibi binalar ve küçük ahşap evlerden oluşan kent dokusu büyük ölçüde yok olmuştur. Son olarak 1984-1986 arasındaki Haliç temizleme ve düzenleme çalışmaları sırasında eski Balat’ın sahil kısmı büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştır. 19. yüzyılda zenginleşen Musevilerin çoğu özellikle Galata olmak üzere Şişli, Kurtuluş ve Pangaltı’ya göç vermiştir. 1. Dünya Savaşı sırasında ticaretin iyice sekteye uğraması, 1942’de yürürlüğe giren Varlık Vergisi ve 1948’de İsrail’in kurulmasıyla kalanlar da bu bölgelere göç etmişlerdir. Karayollarının artışı ve deniz ulaşımının gerilemesi, Balat’ın geleneksel ticaretini köklü biçimde etkilemiştir.

Dış Balat denilen kıyı şeridinde, Haliç yoluyla İstanbul’un diğer bölgeleri arasındaki iletişimi sağlayan iskeleler bulunmaktaydı. Bunlar, Eminönü’ndeki hallerle bağlantılı olan, meyve ve sebze gelişi için kullanılan Yemiş İskelesi, Odun İskelesi, Eyüp ve Galata arasındaki ulaşımı sağlayan vapur iskeleleridir. Haliç kıyısındaki sokaklar başta kayıkçılar olmak üzere gemiciler, sokak satıcıları, hamalların yoğun olduğu yerleşkelerdir. Dolayısıyla bu bölgede iskelelere, kayıkhanelere, kahve ve çok sayıda fakir aileyi barındıran yahudhaneye rastlamak mümkündür. Balat Kapısı’ndan girilen çarşıdaki dükkan sahiplerinin çoğu Musevi olmakla birlikte Rum, Ermeni ve Türkler de çeşitli ticaret ve zanaat işlerinde çalışmaktaydılar. Hahamlık, seyyar satıcılık, tulumbacılık, eczacılık, doktorluk, camcılık, sarraflık, kunduracılık ve börekçilik en önemli meslekler arasındadır. Balat’ın en önemli özelliklerinden biri, bugün de olduğu gibi çok sayıda kahvehane ve o dönem yasaklarla sık sık açılıp kapanan meyhanelere sahiplik yapmasıdır. Bayramın gelmesini sabırla bekleyen meyhaneciler bayram sabahları hatırı sayılır müşterilerine “unutma-beni” dolması yollamayı ihmal etmezlerdi. Her dini cemaatin insanları önemli günlerde, bayramlarda birbirlerini ziyaret ederlerdi. Rumlar Paskalya günlerinde Yahudi ve Müslüman dostlarına renkli yumurta hediye eder, ötekiler de Müslüman ve Rumlara Pesah bayramında matsa ekmeği verirlerdi.

Bu metinler Semavi Eyice ile yapılan görüşme, İstanbul Ansiklopedisi 2. Cilt, İstanbul Gezi Rehberi / Murat Belge; Fener-Balat-Ayvansaray / Ahmet Faik Özbilge, Balat Faubourg Juif d’İstanbul / Marie-Christine Varol adlı kitaplardan derlenmiştir.

Sayfayı Yazdır
T: 0212 621 1247 F: 0212 621 1147 E: riva@rivavakfi.org